Özelleştirme, güzelleştirme -Enver Olgunsoy-Akşam gazetesi  


  Yine son günlerin konusu özelleştirme... Özelleşirken yıllardır uygulanan karma ekonomi politikasının devlet tarafındaki ürünleri güzelleşerek kapanın elinde kalıyor. Hatırlarsanız TÜPRAŞ'ın bir önceki özelleştirme girişimindeki fiyatı 1,3 milyar dolar idi. Allahtan Petrol-İş Sendikası araya girip satışı iptal ettirdi de TÜPRAŞ'ın özelleştirme rakamı 4 milyar 140 milyon dolara çıktı. Hem de ilk özelleştirme girişiminde yüzde 65'i bu fiyattı. Şimdi ise yüzde 51'i... Bu durumda bu kadar kısa sürede ne oldu da TÜPRAŞ' ın değeri 4 misli arttı? Zira yüzde 65'i 1,3 milyar ise tamamı daha önce 2 milyar dolar ediyordu şimdi ise 8,2 milyar dolar. Nasrettin Hoca misali eşeği kaybettik bulduğumuzda 8,2 milyar dolar edince ellerimizi ovuşturuyoruz oh pahalı sattık diye.. .Babalar gibi satan Kemal Abi de bu işe çok sevinmiştir. Hepimizin ağzına bir parmak bal, bakın pahalı sattık, susun oturun oturduğunuz yerde özelleştirmeye karşı çıkmayın... Özelleştirme deyince kanunun duayeni Mümtaz hoca köşe yazısında bu durumu çok güzel ifade etmiş. Bu yersiz sevinç için üstad şöyle diyor: 'Babadan kalma hanedeki en değerli halıyı da, hiç üzülmeden iyi paraya okutmuş bir mirasyedinin sevinişine benzer bir şey...' Tabii bu mirasyedilik bununla da kalmıyor; öğreniyoruz ki özelleştirme idaresi TÜPRAŞ' ın yüzde15'ini taraflardan habersizce daha önce İsrail'li Ofer ailesine satıvermiş bu son özelleştirme değeri ile hesaplanırsa devlet 752 milyon dolar zarara uğratılmış... Tüm bunların hesabını kim soracak? Tabii ki Petrol-İş sendikası. Konunun incelenmesi için sendika yargıya başvurmuş... Şimdi size sorarım hep tekere çomak sokan, işleri bozan taraf diye suçlanan ve özelleştirmenin yanlışlarına dikkat çekenler mi ülkeyi zarara uğratıyor, yoksa 'babalar gibi' satanlar mı? Tüm bunlar medyada yerini aldı, aslında yazdıklarımda yeni bir şey yok. Ancak 1980'lerden beri ekonomilerin kurtuluşu olarak sunulan ve küreselleşme furyası içinde çok önemli yer tutan özelleştirme, sermayenin ulusal sınırlar ötesi dolaşımı, artık batıyı da rahatsız ettiği ve küreselleşmenin akıl hocalarının da 'dönüşüm bitti, çözülme başladı' noktasına geldikleri ülkemiz için daha güncel... Ancak ülkemizde halen görmezden geliniyor... Tabii işine gelenler göz ardı edilebilir, ancak bizlerin küreselleşmenin 'sona dayandığı gerçeğini' görmezden gelme lüksümüz yok. Bugün Milton, Friedman, Samuelson gibi iktisatçılar, Fukuyama gibi fütüristler de küreselleşmenin çöküş senaryolarını tartışıyorlar. Ulus devletin önemi, ulusal ekonomik politikaların gerekliliği, bugün konuşulan konular... Evet, yapay olarak toplumlara pompalanan, vazgeçilemez diye sunulan, dünyanın ekonomik, siyasi ve toplumsal yapısını dönüştürmeyi amaçlayan bu proje küreselleşme, duvara tosladı çöküyor... Sözüm ona uluslararası sermaye, serbest piyasa uygulaması ile kaynak dağılımını sağlayarak, krizlere son verecek, ulus devletler piyasa gücüne teslim oldukça ırkçılık, milliyetçilik, terör, şiddet gittikçe azalacak, demokrasiler güçlenecek, ekonomik istikrar, refah, mutluluk, esenlik dünyaya egemen olacaktı... Bize böyle sunulmadı mı küreselleşme? Hepimiz, hatta bu projeye karşıt projeler üretmesi gereken sol partiler bile teslim olmadı mı küreselleşme projesine... Evet maalesef 25 yıl önce başlayan ülkemizde 12 Eylül ve Özal dönemi ile tarihlenen bir 'büyük dönüşüm projesi' sadece çok uluslu firmalara, büyük sermayeye yaradı ve bugün tükendi... Olayları bir de bu gözle görmeye çalışalım... Ha son söz olarak aşağıda 1998 Haziran'da son olarak paranın büyük patronu IMF tarafından yayımlanan, sonra bir daha nedense asla yayımlanmayan ve ısrarla gizlenen birkaç ülkede kamunun ekonomide bulunma yüzdelerini vererek yazımı bitiriyorum. 'Kamu elini ekonomiden çeksin' diyenlere, sağır sultanlara bir kez daha duyurulur... IMF Economic Outlook June 1998 rakamlarına göre ekonomideki devlet payları şöyle: Amerika yüzde 32,3, Almanya yüzde 49, Avusturalya yüzde 51,7, Belçika yüzde 54,3, Fransa yüzde 54,25, Hollanda yüzde 49,9, İngiltere yüzde 41, İspanya yüzde 42,2, İsveç yüzde 62,3, İsviçre yüzde 48,8, İtalya yüzde 50,2, Japonya yüzde 35, Kanada yüzde 42,3, Norveç yüzde 43,6, Türkiye yüzde 26,6...