Yalçın Ergündoğan-Yaşam için su...  


  Yaşam için su... 21/03/08 Birbirini takip eden iki gün. Üstelik birbiriyle o kadar da ilintili iki gün. Yaşamın olmazsa olmazı. Biri yoksa diğerinin de varlığının tehlikeye düşeceği iki doğal kaynak. Biraz ‘bilmece’ gibi oldu değil mi?.. Biri dünyanın en önemli ‘yenilenebilir’ doğal kaynağı olan ormanlarla ilgili “Dünya Ormancılık Günü”, diğeri de “Dünya Su Günü”. Peş peşe. 21 Mart ve 22 Mart. Avrupa Tarım Federasyonu’nun önerisi ile Kuzey yarım kürede baharın, güney yarım kürede de sonbaharın başlangıç günü sayılan 21 Mart, “Dünya Ormancılık Günü” olarak kabul edildi. Birleşmiş Milletler (BM) 1992 yılında Rio de Janeiro’da topladığı “Kalkınma ve Çevre Konferansı”nda 22 Mart’ı “Dünya Su Günü” olarak ilan etti. BM Genel Kurulu Aralık 2003'te yaptığı 58. oturumunda aldığı bir karar ile de 2005 yılının 22 Mart gününden başlayarak 2015 yılına kadar on yıl süreyle dünya su günü temasının "Water For Life" ( Yaşam İçin Su ) olmasını kararlaştırdı. * * * Biliyor musunuz, 100 yaşındaki bir kayın ağacı “60 insanın” günlük ihtiyacına yetecek oksijen üretiyor, yılda bir ton “toz” süzüyor bakterileri de etkisizleştiriyor... Siz bilseniz de, Türkiye’de hükümet armanı korumayı bir “ağaç dikme”, ağaçlandırma faaliyeti olarak algılıyor. Öyle sanıyor. Ya da işine öyle geldiği için öyle davranıyor. Fark etmiyor, sonuç aynı... Anayasa Mahkemesi, geçen yıl “Turizmi Teşvik Kanunu”nun “ormanların turizme feda edilmesi” ile ilgili kısmını, yapılan şikayetler ve yükseltilen sesler üzerine “orman alanlarının zarar göreceği gerekçesiyle” iptal etmişti. Şimdi, Meclis’e sunulan tasarı ile, Hazine'ye ait orman niteliğindeki yerler Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devrediliyor. Tasarıya göre, orman alanlarında ağaç kesilebilecek, bu alanlar yabancılara da tahsis edilebilecek. Turizmi Teşvik Kanunu'nda değişiklik öngören tasarı, ormanlarda turistik tesis kurulmasına yasal zemin de hazırlıyor. Yasa tasarısına göre,” tesis kurarken ağaç kesilmesi durumunda, kesilen ağaç sayısının “iki katı”, ağaçların kesildiği alanda dikim yapmak mümkün değilse 4 katı kadar ağaç en yakın alana dikilecek. Aksi halde, tesise ait turizm yatırımı veya işletmesi belgesi iptal edilecek...” Orman, yukarıda da değindiğim gibi, hükümetin sandığı, ya da öyle istediği için sadece bir “ağaçlıklı bölge” değildir. Orman bir “ekolojik” unsurdur. Yıllardır doğal şartların etkisi ile oluşmuş bir yaşam kaynağıdır. Yaşamın sürdürülebilmesinin olmazsa olmazlarındandır. Ve sadece, o bölgeye, o ülkeye ait değildir. (Bunun için yaşam savunucularına “Yurdumuz bütün cihandır bizim” diye sesleniyorum...) Ayrıca sadece insanlara da ait değildir. Her seferinde vurguluyorum, yine de vurgulamak gerekiyor. Kendini “en akıllı”, “en zeki” sanan, “kibrinden geçilmeyen” “insan türü” kendiyle birlikte sürekli tüm canlı yaşamını da tehdit ediyor. Oysa, ormanlar üzerinde tüm canlıların söz hakkı vardır. Çünkü ayrımsız tüm canlıların yaşam kaynağıdır. (Şunu da belirtmekte yarar var; ülkemizdeki ormanların büyük çoğunluğu ‘doğal orman’lardır.) Ormanın dokusunu içinde yapılaşarak bozduktan, bitki örtüsünü yok ettikten, ormanı evi olarak bellemiş hayvanları evlerinden kapı dışarı ettikten sonra, kestiğin ağaçların yerine 2 katı ağacı değil yüz katı ağacı diksen verdiğin hasarı yok ettiğin yaşamı, yaşam kaynağını yerine getirebilir misin?.. Hükümet yerine getirebileceğini sanıyor. Ya da açıkça bizim gözümüzü boyamak istiyor. “Efendim, 10 ağaç kesildi inşaat sırasında, bak yerine 20 ağaç diktireceğim” diyor... Ne güzel. Dünya kapitalizmi ve ülkelerimizdeki taşeronları, havayı, suyu, ormanları, doğayı, yani hepsini, her şeyi tümden “özelleştiriyor”... Anlık ferahlama ve -aslında yaşama karşı olan- sistemlerini sürdürebilme adına yapıyor bunu. * * * Yaşam için “su”, yaşamın sürdürülebilmesi için “ormanlar”... Dünyanın neresinde olursa olsun, sonradan olma hangi siyasi sınırlar içinde bulunursa bulunsun; “yaşam savunucuları” için fark etmez. Yapılan saldırı, doğuştan kazandığımız en temel hakkımıza yapılmış saldırıdır çünkü...
HALKIN GAZETESİ Bir Gün